Tanık ve Gizli Tanık

TANIK VE GİZLİ TANIK İFADELERİNİN DELİL SORUNU

 

1-Ceza yargılaması, maddi gerçeği arar. Maddi gerçek soruşturma ve kovuşturma aşamasında aranırken “hukuka uygun elde edilen deliller” ile iddianame hazırlanıp dava açılmalı ve yine “hukuka uygun elde edilen deliller” ile hüküm kurulup karar verilmelidir.

 

2-Ceza yargılamasındaki delillerden biri olan tanık “tarafların dışında uyuşmazlık konusu olay hakkında suç muhakemesinde beş duyuları aracı ile öğrendiklerini yargıca bildiren, kişiler” dir.

 

3-Hukuka uygun elde edildiği müddetçe şüphesiz tanık ifadesi de duruşmada tartışılarak maddi gerçeğin ortaya çıkmasında kullanılabilecektir. Kovuşturma sırasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak, bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kuralın istisnaları olmakla birlikte, eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirli ölçüde, sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığın hakları Sözleşme’nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık duruşmada dinlenmeli ve sanık tarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulamadığı bir dönemde alınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez (Atila Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 46; aynı yöndeki bir AİHM kararı için bkz. Delta/Fransa, B. No: 11444/85, 19/12/1990, § 36-37).

 

4-  5726 sayılı Kanun uyarınca tanık koruma tedbirlerine başvurulabilmesi için kanunda belirtilen suçlardan birisi hakkında soruşturma veya kovuşturma bulunması, tedbir uygulanacak kişinin tanık veya yakınlarından biri olması, kişinin hayatı, beden bütünlüğü ve malvarlığı için ağır ve ciddi bir tehlike bulunması, tedbirin ölçülü olması, yetkili mercilerin kararının bulunması gerekir.

 

5-   Anayasa Mahkemesi,  verdiği bir kararında; muhakemenin bir bütün olarak adil olması şartıyla sanıktan gelecek haksız müdahalelerden korunması için yeterli sebep mevcutsa tanığın kimliğinin gizli tutulmasının mümkün olabileceğini,  mahkumiyet kararının yalnızca kimliği açıklanmayan tanığın ifadesine dayandırılamayacağı gibi bu ifadenin ağırlıklı rol oynayan delil konumunda da olamayacağını, açık celse dışında verilen bu tarz ifadelerin ancak savunma için, tanığın ve ifadesinin inanılırlığını ve güvenilirliğini sorgulama fırsatını teminat altına alan telafi edici önlemlerin sağlanması gerektiğini,  savunma hakkı üzerindeki kısıtlamaların asgaride tutulmuş olması ve bu kısıtlamaların tanığın korunmasını sağlamak için gerekli olması gerektiğini, sanığın çıkarlarının ona karşı ifade veren tanığın çıkarlarıyla dengelenmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir (AYM, E. 2008/12, K.2011/104, K.T. 16/6/2011).

 

6-Anayasa Mahkemesi ayni kararda, 5726 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kimliği gizli tutulan tanık tarafından verilen beyanların, hâkim tarafından 5271 sayılı Kanun’un 58. maddesinde belirtilen sınırlamalara uymak koşuluyla, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip olanlara açıklanacağı, (8) numaralı fıkrasında Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine göre, hakkında tedbir uygulanan tanığın beyanının tek başına hükme esas teşkil edemeyeceği, (10) numaralı fıkrasında madde hükümlerinin savunma hakkını kısıtlayacak şekilde uygulanamayacağı; 5271 sayılı Kanun’un 58. maddesinin (2) numaralı fıkrasında kimliği gizli tutulan tanığın, tanıklık ettiği olayları hangi sebep ve vesile ile öğrendiğini açıklamakla yükümlü olduğu, (3) numaralı fıkrasında ise sanık ve müdafiinin soru sorma hakkının saklı olduğu kural altına alınmıştır. Buna göre belirtilen kurallara uygun olarak alınmış tanık ifadeleri 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre duruşma sırasında hazır bulunanlar huzurunda verilmiş ifade hükmünde olacaktır. Dolayısıyla sanık lehine kabul edilmiş anılan teminatlar gözetildiğinde, tanığın kendisinin veya tanıklığı nedeniyle yakınlarının ya da mallarının korunmasını isteme hakkı ile sanığın adil yargılanma ölçütleri içerisinde yer alan haklarının adil bir şekilde dengelendiği görülmektedir.

 

7-Son zamanlarda soruşturmalara uğrayan bazı kişilerin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılarak başka kişiler hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar açısından ” gizli tanık” yapıldıkları gözlenmektedir. Bu durum yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında hukuki ölçütlerle bağdaşmayan bir haldir. Zira gizli tanığın kendi soruşturmasından sıyrılması için tanıklığı bir nevi şantaj aracı olarak kullanılmaktadır. Bu şartlar altındaki ” gizli tanığın” maddi gerçeği olduğu gibi aktarmasını beklemek yeri geldiğinde şüphelinin/ sanığın lehine beyanlarda bulunmasını beklemek güç olacaktır.

 

8-Kimliği gizlenen hatta duruşmada tarafların önünde dinlenmeyen tanığın doğruları söyleyip söylemediği tartışılamayacaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6(3)(d). Maddesinde yer alan “aleyhine olan tanıkları sorguya çekme ve sorguya çektirme; lehine olan tanıkların aleyhine olan tanıklarla aynı şartlarda hazır bulunmalarını ve sorguya çekilmelerini sağlama” hakkı, cezai bir fiil ile suçlanan bir kimsenin sahip olması gereken asgari haklardan biridir.

 

9-AİHM bugüne kadar verdiği kararlarda ta­nıkların dinlenmesinde hak eşitliğinin silahların eşitliği ilkesinin bir parçası olduğunu, mahkemenin görevinin “ispat araçlarının sunuluş tarzı da dahil olmak üzere yargılama­nın bütünü bakımından adil olup olmadığını araştır­mak” olduğunu bu yüz­den sunulan delillerin kabul edilebilirliği konusunda karar yetkisinin iç hu­kukta olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme’ye göre bu hüküm, genel kural olan “adil yargılanma” kavramı içinde yer alan silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir. Sözleşme’nin 6(3)(d) bendi hükmüne göre savunma tanıkları, iddia tanıkları ile aynı düzeyde bulunacak, aynı koşullar altında davet edilip dinlenmesi gerekmektedir.

 

10-Bu sayılan asgari şartlardan yoksun ” gizli tanık” beyanlarının tek başına hükme esas alınamayacağı açıktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konu ile ilgili en önemli kararlardan biri Kostovski – Hollanda kararıdır. Bu davanın konusunu oluşturan ulusal mahkemenin mahkûmiyet kararı sadece, kimliği gizli tutulan tanıkların yazılı ifadelerine dayanılarak verilmiştir. Kimliği açıklanmayan tanıklardan biri polis tarafından, diğeri sorgu hâkimi tarafından, sanık müdafi hazır olmadan dinlenmiştir. İfadeyi alan sorgu hâkimi dahi tanıkların kimliklerini öğrenememiştir. Savunma makamı sadece ifadeyi alan kişiye doğrudan sorular sorabilmiş, kimliği açıklanmayan tanıklara ise yazılı olarak soru sorabilmiştir. AİHM, örgütlü suçla mücadele için tedbir alınmasının zorunluluğunu kabul etmekle birlikte, olayda Sözleşme’nin 6(1). Maddesindeki adil muhakeme (fair hearing) hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Mahkeme hakkaniyete uygun yargılama hakkının demokratik bir toplum için büyük önem taşıdığını, bu hakkın maksada uygunluk düşünceleri ile ortadan kaldırılamayacağını söylemiştir.

 

11- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve 19 Nisan 2007’de karara bağlanan “Son Tango Operasyonu” davasına ilişkin 27.03.2008 tarih ve 2007/ 25667 Esas, 2008/4879 Kararda, “Kovuşturma aşamasında yöntemine uygun biçimde dinlenmediği halde, kolluk tarafından soruşturma aşamasında “gizli tanık” olarak dinlenen muhbirlerin beyanlarının hükme esas alınamayacağı dikkate alınarak, mevcut diğer delillere göre sanık Ürfi Çetinkaya’nın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Yasaya aykırı, sanıkların müdafilerinin temyiz itirazları ile duruşmadaki sözlü savunmaları bu nedenle yerinde olduğundan hükümlerin CMUK’ nın 321 maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, suçun niteliği ile tutuklama tarihlerine göre tutuklu sanıkların tahliyesine ilişkin isteklerin reddine, 27.03.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.”(Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 27.03.2008 tarih ve 2007/ 25667 Esas, 2008/4879 Karar) denilerek hükmün ana hatlarının sadece ” gizli tanık ” beyanlarına dayandırılamayacağına hükmetmiştir.

 

12- Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Temmuz 2016 tarihinde, yerel mahkemenin gizli tanık beyanına dayanarak, 12 kişiye verdiği 75 yıl hapis cezasını kanuna aykırı olduğunu belirterek, kararı bozmuştur. Bozma kararında dava dosyasında gizli tanık beyanı dışında başka bir delil bulunmadığı, “gizli tanık” ifadesinin ise tek başına delil olarak kabul edilemeyeceği vurgulandı. Suçu işlediklerine dair yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı başka delil de elde edilmediği gözetilmeden sanıklara ceza verildiği kaydedilen kararda, sanıkların için verilmesi gereken beraat kararı yerine mahkûmiyet kararı verilmesi davanın bozulma gerekçesi olarak gösterilmiştir.

News Reporter